Uğur Bayraktar 47. Sayı / 1:00
Siirt’te Tuz Tekeli: Osmanlı Kürdistanı ve “İç Sömürgecilik”?

Siirt’te Tuz Tekeli: Osmanlı Kürdistanı ve “İç Sömürgecilik”?

Osmanlı devletinin 19. yüzyılda “Kürdistan fütuhatı” olarak andığı mîrlerin tasfiyesiyle gerçekleşen süreç sıklıkla siyasi veçhelerle ele alınmış bir olgu. Ahmet Kardam’ın Osmanlı devletinin “merkezileşme” siyasetinin iktisadi bir veçhesi olarak Kürt mîrlerinden Nurullah Bey’in Hakkari’deki bakır (zırnık) madenlerinin gelirlerini hazineye devredilmesine karşı direnci ile verdiği örnek haricinde, Kürdistan’ın – özellikle doğal kaynaklarıyla – Osmanlı maliyesine hizmet edecek şekilde ne gibi politikalara maruz kaldığına dair pek çalışma yok gibi.1

1862 yılında yürürlüğe giren Tuz Nizamnamesi’nin belirlediği koşullar ile Osmanlı devleti tüm kaya ve deniz tuzu çıkarılan yerleri Rüsumât Emaneti’ne yani “Gelir İdaresi”ne devrederek tuz tekeli kurmuştu. Tuzun üretim ve satışını devlete bırakan bu uygulama gereğince, devletçe onaylı belgeler (tezkere) olmaksızın alınıp satılan tuzlar “kaçak” muamelesi görecek ve bu şekilde yakalanan tuzun iki katı değerindeki ceza da sahiplerinden tahsil edilecekti. Bu bağlamda, tuz gelirleri bir yandan da Batı piyasalarından alınacak borçlara karşı bir teminat olarak gösterilmekteydi.2

“İç sömürgecilik” (internal colonialism) tabiri Casanova’nın tanımladığı veçhile etnik bir grubun tek bir devletin sınırları içinde diğer gruplar üzerindeki hakimiyeti şeklinde tanımlanabilir. Yakın zamanda çıkmış Kürdistan bağlamında gerçekleşen “iç sömürge” tartışmaları meseleyi sıklıkla ulus-devletler düzeyinde tartışmaktadır.3 Elbette farklı etnik ve dini toplulukların bir merkezden farklılıklar içinde idaresi gibi yalın bir tanımla tanımlanabilecek “imparatorluk” ilk bakışta “iç sömürge” tartışmasını gerçekleştirmeyi mümkün kılmıyor gibi görünebilir. Fakat Osmanlı tekelinin Siirt’teki tuzlalar üzerinden tesis ettiği ve yürürlükte tuttuğu düzenek ve bunun sosyoekonomik sonuçları Casanova’nın tanımlamasında sıklıkla altını çizdiği “doğal kaynakların ucuz emekle sömürüsü”ne benzemektedir.4 Böyle bakıldığında, 19. yüzyılda Diyarbekir’e bağlı on tuzlanın sekizini teşkil eden Zırki, Melefan, Sulha, Sason, Küfre, Sadah, Kilis ve Serhel tuzlalarının göstereceği üzere, Siirt ve bölgesinde gelişen Osmanlı tuz tekeli gerek bu kaynakların gelirinin merkezi hazineye aktarımıyla gerekse de bölge halkının bu tekelin talepleri doğrultusunda emek sömürüsüne maruz kalması, Osmanlı devletinin 19. yy Kürdistan politikalarında “iç sömürgecilik” emarelerini göstermektedir.


Devamı Kürt Tarihi Dergisi'nin 47. Sayısında

  • Bu içeriği paylaşmak ister misiniz?