Yüzyıldır cevabını arayan bir soru ve dahası devlet ile Kürtleri zaman zaman karşı karşıya getirmiş bir hukuki ihtilaf. Cumhuriyet tarihi boyunca devletin bu konudaki resmî görüşü, Lozan Barış Antlaşması’nın (Lozan) Kürtlere hiçbir hak ve koruma sağlamadığı yönünde. Kürtler ise maruz bırakıldıkları statüsüzlüğe ilişkin tüm itirazlarına ve hayal kırıklıklarına karşın, Lozan’da kendilerine de bir takım hak ve koruma sağlandığını iddia etmektedir. Hoybun1 Kürt Hükümeti Yüksek Konseyi [Supreme Council of the Kurdish Government] adına Süreyya Bedirhan tarafından 2 Ocak 1929’da New York’tan Milletler Cemiyeti’ne (MC) sunulan bir mektuptan anlaşıldığı kadarıyla, Kürtlerin bu iddiaları Lozan kadar eski.
Ekinde “Türkiye’ye Karşı Kürdistan Davası” [The Case of Kurdistan Against Turkey] adlı bir kitapçık da bulunan mektupta, Kemalist hükümet yaklaşık bir milyon Kürt’ü tehcir etmek, öldürmek ve baskı altında tutmakla suçlanmakta ve devam eden bu “terör dönemi”nin [the reign of terror] soruşturulması için Lozan Antlaşması’nın 38. ve 44. maddelerine dayanarak uluslararası bir komisyon kurulması talep edilmektedir. MC’nin, Lozan’ın 44. maddesi uyarınca azınlıkların korunmasını denetleme sorumluluğunun yalnızca gayrimüslim azınlıklarla sınırlı olduğunun farkında olan mektubun yazar(lar)ı, olası bir yetkisizlik itirazını bertaraf etmek amacıyla mağdurlar arasında “Müslüman olmayan Ezidi Kürtler” ve “Nasturiler”in de bulunduğuna özellikle dikkat çeker.
Ancak, Lozan’a ilişkin bu tür bir iddiayı ilk dile getirenler Kürtler değildir. Hoybun’un mektubundan iki yıl önce, uluslararası hukuk ve azınlık antlaşmaları konusunda derin bilgi ve deneyime sahip bir akademisyen olduğu anlaşılan Prof. Manley O. Hudson, American Bar Association Journal’da yayımlanan “Türkiye’deki Hukuki Reformlar” başlıklı makalesinde Lozan’ın bazı hükümlerinin Kürtler tarafından da talep edilebileceğini öne sürmüştür. Hudson’un bu görüşü muhtemelen o dönemde oldukça dikkat çekmiştir. Süreyya Bedirhan’ın da New York ziyareti sırasında bu makaleyi görerek bu doğrultuda bir başvuru yapmaya karar vermiş olması mümkündür.
“[Lozan’daki] yükümlülükler, temel olarak Türk vatandaşlığına sahip Rumlar (Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi kapsamındaki ‘yerleşmiş’ Rumlar hariç), Ermeni Türk vatandaşları ve Yahudi Türk vatandaşları için geçerlidir. Bu maddelerin bazıları, Kürtler ve diğer gruplar tarafından da talep edilebilir.”
Türkiye’de ise akademi, Cumhuriyet tarihi boyunca Lozan azınlık hükümlerinin kapsamına ilişkin yorumunda genellikle resmî devlet görüşü etrafında hizalanmış ve enerjisini Lozan’ın Kürtlere hak ve koruma sağlamadığını ispata harcamıştır. Ancak, aksi görüşler de yok değildir. Örneğin, Baskın Oran uzun zamandır Lozan’da Kürtler için de hak ve koruma sağlandığını savunmaktadır. Oran bu iddiasını, azınlık maddelerinde “Gayrimüslimler” dışında, “Türkiye’de sâkin herkes”, “Türkçeden başka bir dil kullanan Türk uyrukları”, “Tüm Türk uyrukları” gibi başka hak öznelerinden de bahsedildiği gerçeğine dayandırır ve Kürtlerin de Lozan madde 38/1-2 ve madde 39/4-5’te yer alan haklardan yararlanabileceğini öne sürer. Ancak, Oran’ın, söz konusu madde metinlerinin lafzi incelemesine dayanan bu son derece isabetli yorumu, Türk siyasi ve hukuki bürokrasisinin direnci nedeniyle bu konudaki tartışmaları sona erdirememiştir.