Geçtiğimiz yüzyılda kırım, tenkil, tedip ve iskân politikalarıyla asimile edilemeyen Kürtler üzerinden uygulamaya konulan farklı politikalar geliştirildi. Bunların içinde en önemlisi ise mezhebi fay hattı yaratma çalışmalarıdır. Özellikle 1925 Şeyh Said Ayaklanması ve 1937-1938 Dersim Katliamı üzerinden bu bağlamda ciddi çalışmalar yapıldı. Xormekan-Cıbıran örneğinde olduğu gibi ayrı mezheplere mensup aşiretler arasındaki menfaat ve hakimiyet çekişmeleri körüklenerek, mezhebi husumet yaratılmak istendi. Mehmet Şerif Fırat gibi bazı şahıslar vasıtasıyla uydurma tarihler inşa edildi. Buna rağmen arzulanan maksat hasıl olmadı, fakat tamamen başarısız oldular da diyemem.
Büyük çoğunluğu Zaza aşiretlerinden oluşan Dersim halkı, zaman zaman Zazalık üzerinden de provoke edilmeye çalışıldı. Mezhebi, etnik plan ve propagandalarla Dersim hedef alınarak, Kürt coğrafyasında kin ve nefret tohumları ekilegeldi. Bir makale hacminden fazlası olan, derinlemesine çalışılması gereken konunun bu kısmını başka bir zamana bırakarak başlığımızla kendimizi sınırlayıp 1925’e dönelim. Amacımız bu makale kapsamında, Şeyh Said’in şahsı üzerinden yapılan manipülasyonları, Dersim’in ayaklanmadaki tavrı, öncesi ve sonrasıyla meseleyi irdelemeye çalışmak ve takdiri okuyucuya bırakmaktır.
Kızılbaş’ın kestiği yenmez yalanı
Gerek Dersim gerekse diğer Kürt coğrafyasında Sünni ve Alevi ayrışmasını körüklemek adına uydurulmuş birçok hikâye duymak mümkündür. En dikkat çekeni ise gerçek hayatta bir araya gelmemiş, şahsen tanışmayan Şeyh Said ile Seyit Rıza’ya ait olanıdır. Güya Şeyh Said, Seyit Rıza’ya misafir olmuş, misafirperverlik gereği Seyit Rıza hayvan kesmiş, fakat Şeyh Said ve arkadaşları özür dileyerek “Kızılbaş’ın kestiği yenmez” mantığıyla yemeği yememişlerdir. Bu hikâyenin bir başka versiyonunda aktörler değiştirilerek şöyle anlatılıyor: “Şeyh Şerif, Gangozade Mehmet Ali’nin1 Hozat ilçesi Ağzunik köyündeki konağına2 destek istemeye gelir. M. Ali Ağa davar keserek misafirlerine ikramda bulunmak ister. Şeyh Şerif “Ağa müsaade edersen bizim hizmetkarlar kessin” demesi üzerine M. Ali Ağa, Şeyh Şerif’in adamlarının davarı kesmesine izin verir. Devamında ise şöyle der: “Şeyhim, bu hayvanı kendi adamlarına kestirmekle bizimle aranızdaki bağı da kestiniz.”
Her iki versiyonun da ortak amacı açıktır: Alevi Kürtlerin inanç hassasiyetlerini tahrik ederek mezhepler arası bir güvensizlik yaratmak. İşin aslına gelirsek, bu buluşmalar hiç yaşanmadı. Adı geçen şahıslar birbirlerini hiç görmediler, şahsen de tanışmıyorlardı. Bu tür hikayeler, Alevi-Sünni Kürtler arasında karşılıklı karalama ve suçlamalara kapı aralamak adına yapılan manipülasyonlardı. Yapılmak istenen “böl yönet” politikasının bir parçasıydı. Nitekim kısmen de başarıldı.
Belgeler, sözlü tarih çalışmaları, mahkeme kayıtları, hatıralar üzerinde yaptığımız çalışmalarda bu hikayelerin gerçekle alakası olmadığını, hatta tersine olayların yaşandığını gördük. Özellikle Şeyh Said’in özel hayatında Alevilerle olan sıcak dostluk ilişkilerini öğrendik. Şimdi, meselenin esasına geçmeden önce bu ilişkilere birkaç başlık altında kısaca temas edeceğiz.
Şeyh Said’in Oğlu Şeyh Ahmet’in Süt Annesi Alevi’ydi
Şeyh Said’in ikinci eşi, teyzesinin kızı Fatma Hanım, Cıbıranlı Halit Bey’in kız kardeşiydi. Fatma Hanım 1922 yılında bir erkek çocuk doğurdu. Adını Ahmet koydular. Fatma Hanım’ın sütü yeterli değildi. Ahmet’e süt annesi bulmaya çalışılırken, yakın komşuları olan Karaağaç köyünde yeni doğum yapmış bir hanımın olduğu haberi alındı. O da bir erkek çocuk dünyaya getirmiş, adını Kalo koymuştu. Kalo’nun annesi Harse’nin sütü oldukça fazlaydı.4 Şeyh Said aileyi ziyaret ederek Harse’den, oğlu Ahmet’i de emzirmesini rica etti. Nitekim iki yıl boyunca Ahmet, Harse tarafından emzirildi. Harse’nin ailesi fakirdi, sütünün iki çocuğa yetebilmesi için iyi beslenmesi gerekiyordu.